e
sv

Takvim Nedir? Takvimin Tarihi Hakkında Bilgiler

1089 okunma — 26 Kasım 2019 22:15
takvimin tarihi e1611871836729

Takvim Nedir? Takvimin Tarihi Hakkında Bilgiler

Hayvancı toplumlarda yıl, yaylak ve kışlak zamanı olarak ikiye bölünüyordu. Kış mevsimi girmeden sürüye koçlar katılıyor, bu zamana ‘’ koç katımı ‘’ veya ‘’ biçin ayı ‘’, Arapçada da Kasım yani bölen aralayan ay deniyordu. Osmanlı takviminde de yıl Ruz-ı hızır ( eski takvimde 23 Nisan, miladi takvimde 6 Mayıs) ve Ruz-ı kasım ( Ekim 26’sı yani Kasım’ın 9’u) olarak ikiye bölünüyordu. Sonra mevsimlerden başka, astronomik gerçekliğe dayanmayan zaman bölünmeleri de geliştirildi. İnsanlık güneş ve ayın hareketlerini doğru olarak hesaplayacak biçimde astronomi bilimi çok erkenden geliştirilmişti ama astronomik gerçeklikle zaman ölçümünde kullanılan ayı, güneşi esas alan veya karma sistemli takvimler arasında her zaman uyumsuzluk oldu.

Takvimin Başlangıcı Ne Zamandır ?

Tarihçiler tarihi yazının buluşuyla başlatırken, Romalılar Roma’nın kuruluşu (İÖ 753), Yunanlar ilk Olimpiyat oyunları ( İÖ 776), Yahudiler Yaratılış (İS 9. Yüzyılda oluşturulan takvime göre İÖ 3761), Hıristiyanlar İsa’nın doğumu, Müslümanlar Hz. Muhammed’in hicretiyle (İS 622), Fransız Devrimciler ise, 1805’te Napolyon ilga edene kadar, ilk günü 22 Eylül 1793 olmak üzere devrim takvimiyle başlatır. İsa’nın doğumunun yani miladın tarihin başı kabul edilmesi 1285 yılında önerilmiş, Roma Kilisesi’nin araştırmaları sonucu doğrumun Roma takviminin 754. Yılına denk geldiği hesaplanmış ve yanlış yapılmıştır. Hicretin tarihin başı olması ise, Hz Muhammed’in peygamberliğinin başlangıç gününün tam olarak saptanamaması nedeniyle kabul edilmiştir. Hicretin on yedinci yılında Halife Ömer zamanında Hicri takvimi kullanımı başlamıştır.

Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Hangi Takvimler Kullanıldı ?

Osmanlılar 1790 yılına kadar kameri ( ay takvimi – hicri) takvim kullanmış, bu yıldan itibaren ise mali ilerde şemsi ( güneş takvimi – Rumi) takvimi geçerli sayarak yılbaşını Mart olarak kabul etmişlerdir. Hicri takvimde bir yıl 355 günken Rumi takvimde bir yılın 365 gün olması devlet maliyesi açısından karlı bulunmuştur. 1840’tan itibaren Rumi takvim maliyenin tek takvimi haline getirilmiştir. 1917’de yapılan düzenlemeyle Rumi takvimle Gregoryen takvim arasındaki gün uyumsuzluğu ortadan kaldırılmıştır.

Cumhuriyet döneminde 1925 yılında çıkarılan kanunla Miladı takvim benimsenmiş, mali yıl başı 1983’e kadar 1 Mart olarak kalmıştır. Miladi takvimi kabul eden bütün kültürlerde olduğu gibi, geleneksel, dinsel bayram ve günlerde resmi takvim arasında uyumsuzluk vardır. Örneğin ay takvimine göre başlayan Ramazan’ın başlangıcını saptamak Müslüman dünyasında sorun oluşturmaktadır. Yasalar, ekonomi ve toplumsal ilişkiler yerel ağızlar gibi yerel takvimleri de yok etmektedir.

Takvimin Oluşturulmasını Etkileyen Etkenler Nelerdir ?

Bugün insanlığın çok önemli bir bölümünün yaşamını belirleyen mesai – tatil ritminde arkaik kalıntılar gibi duran bayramlarla kutsal ve özel günler, gerçekten de insanlığın zaman algısını belirleyen tarih öncesi üretim ve din – siyaset örgütlenmelerine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Sanayi öncesi toplumlarda mevsim değişimleri üretim dönemlerini belirlediği için bu dönüşümler törenlerle karşılanmış, örneğin ilkbaharın gelmesi tohumların yeşermesi, sonbahar döllenme mevsimi anlamına geldiğinden, bereketin garanti edilebilmesi amacıyla tanrılara, totemlere özel kurbanlar verilmesi gerektiğine inanılmıştır. Baharın gelişi, zamanın sona ermesi tehlikesi yani kıyamet korkusunun bir yıl daha atlatılması anlamına geldiğinden, Mezopotamya uygarlığında dinsel – siyasal erkin teslim edildiği krala ihtiyaç kalmadığının da göstergesi olarak kabul edilmiş ve bahar bayramları kral kurbanıyla kutlanmıştır. Özellikle Babil örneğinin iyi bilindiği ilkbahar kutlamalarında bütün şehir halkının katıldığı ‘’ serbest aşk’’ günleri ile kurulu düzen altüst edilerek yeni bir yıla hazırlanılmıştır. Kral katli/kurbanı, eski Türklerde kağan seçilen kişinin boğazının iple sıkılıp hükümdarlık müddetinin ne kadar olacağının sorulması ve can havliyle söylediği süre içinde ölmemişse öldürülmesi geleneğinde de görüldüğü gibi oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Avrupa’da devam eden karnaval, faşing geleneği, yeme – içme, cinsellik ve şiddet içeren yönleriyle, kökleri pagan çağlara giden, toplumsal düzenin altüst edildiği olağandışı bir ‘’ zaman’’ın kalıntılarıdır.

Önerilen Konu:   Geçmişten Günümüze Buzdolabı Hakkında

Folklorcuların Anadolu’da ‘’ seyirlik köy oyunları’’ başlığı altında incelediği toplu eğlencelerin kökenlerinin pagan dönemden kalma, eski çağların ortak kültür izlerini taşıdığı görülmektedir. Ölüm ve dirilme, kız kaçırma, nevruz öğelerini barındıran değişkeleriyle Trakya ve Balkanlar’a yayılmış Cemal – Deve oyunu, Sinsin, Koskasa ritüelleri, Doğu ve kuzeydoğu Anadolu’dan başlayarak Balkanlar’a kadar uzanan mantıvar, martufal, Rize’de vartavar, Trabzon’da dernek olarak bilinen yayla şenlikleri aynı kapsam içine alınabilir. Kaşgarlı Mahmud Divanü Lügat-it-Türk’te ( 1072) bayram sözcüğünü açıklarken ‘’ halk arasında gülme sevinme; bir ışıklarla ve çiçeklerle bezendiği zaman ‘’ bayram yer ‘’ deni ki ‘’ gönül açan yer ‘’ demektir. Bu kelimenin aslının ne olduğunu bilmiyorum çünkü bu kelimeyi Farslardan dahi işittim. Bununla beraber Oğuzlar bayram gününe ‘’ beyrem ‘’ derler. Bu sevinç ve eğlence günüdür,’’ açıklamasını yapar. Çağatayca ‘’ paykamak ‘’, Sagay ve Koybalca ‘’ paymak’’ sözcüklerinin varlığı bu konuda araştırmaların derinleştirilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Çağdaş dünyada milli bayramlar ortaya çıkarken kutsal günler tatile dönüşmüştür.

Mümin Yahudiler cumartesi günü hiçbir iş yapmama emrini yerine getirmeye çalışırken, ortaçağ lonca düzeninde Avrupa yılın üçte birini kutlamalarla geçirmiştir. İstanbul da üç dinin bayramlarıyla renkli bir tatiller dünyasıyken, 1890’lardan itibaren çalışma yaşamı çağdaşlaşmış, Cumhuriyet döneminde resmi tatil ve bayram günleri yasayla düzenlenmiştir. 12 Eylül darbesinden sonra 27 Mayıs Anayasa ve Hürriyet Bayramı ile Bahar Bayramı kaldırılmıştır.

‘’ Türk ne bilir bayramı, hört hört içer ayranı’’ ve ‘’ Deliye hergün bayram ‘’ sözleriyle, şehir yaşamında topluca kutlama günleri konusunda bir sorunumuz olduğu ortaya çıkmaktaysa da, 1980’lerden sonra her kaza için tespit edilen düşman işgalinden kurtuluş günlerinin ve Diyarbakır karpuzu, Susurluk yoğurdu, Devrek bastonu, Üsküdar katibi gibi ‘’ geleneksel’’ ürün festivallerinin ikamesiyle bu sorun giderilmeye çalışılmaktadır.

Geleneksel çiftçi takviminde günler fırtınalar, tohum atma zamanı, suların çekilmesi, kuşların göçü gibi iklim – meteoroloji olaylarıyla anılırken sanayi toplumunda 8 Mart Kadınlar Günü, Yerli Malı veya Verem Savaş Haftası, 10 Kasım Anma Günü, Adli Tatil’in sona ermesi gibi çeşitli günlerin ‘’ mana ve ehemmiyeti’’ toplumun çeşitli kesimleri ve meslek grupları tarafından önemsenmekte, bunların dar bir çevreyle ilgili kalmasından veya bürokratik zorunluluklardan çıkabilmesi için ‘’ siyasal ‘’ gündeme oturabilmesi gerekmektedir. Yaşları kırkın üstünde olan milli bayramların, esnafın süslü arabalarla geçit töreni yapmasıyla, köylerinden gelenlerin meydanlarda oyun kurmasıyla ve gece fener alaylarıyla coşku içinde kutlandığını anımsayacaklardır. Son üç – beş yıldır Avrupa’ya sesini duyurma coşkusuyla futbol galibiyetlerinin sokaklarda topluca kutlanması ve devletin bunu 1980’lerde ilk başladığı zaman olduğu gibi eylem ibi bir olay sanma yanlışından kurtulmasıyla, klasik sınıflamaya girmese ve takvimle ilgisi kurulamasa da yeni bir kutlama biçimi doğmuştur. Yılbaşı kutlamalarının meydanlara  inmeye başlamasında bu biçimin kalıcı yönü görülebilir.

İstanbul’da Ortodoksların suya haç atmaları, İstanbul ve İzmir’de kutlanan zenci bayramları, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın 1960’lara kadar deniz şehirlerinde bayrama dönüşmesini hatırlamakla yetinerek, takvimin halen önemli veya yeni önem kazanan günlerinin tarihine geçebiliriz.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli